Bist’i Kim Kurdu? Türkiye’nin Finansal Yüzü Yeniden Şekilleniyor
Borsa İstanbul (Bist), Türkiye’nin en büyük ve en önemli finansal piyasa kuruluşu olarak ülkenin ekonomik nabzını tutuyor. Ancak, bu yapının nasıl ortaya çıktığı, kimlerin bu oluşumun temellerini attığı ve neden hala tartışma konusu olduğu üzerine biraz kafa yorulması gerekiyor. Şüphesiz, Bist’in kurucularının kim olduğu önemli bir mesele, ancak bu sorunun ardında yatan ideolojiyi de anlamak, biraz daha derinlemesine bir tartışma açmak anlamına gelir.
Hadi gelin, bu işin kökenlerine inelim. Bist’i kim kurdu? Hangi adımlar atıldı? Ve hala bu piyasa, halktan yana mı, yoksa elit bir takım menfaat sahiplerinin mi elinde?
Bist’in Kuruluşu: Kırılma Noktası mı?
Bist, 1985’te İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) adıyla kurulmuş bir yapıdır. İlk kurucuları arasında Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) gibi devletin önemli finansal kurumları bulunuyordu. Ancak, İMKB 2013 yılında Borsa İstanbul adıyla yeniden şekillendi. Bu dönüşüm, bir nevi “yenilik” adına yapılan ama aslında halkı daha da uzaklaştıran bir adımdı. Sonuçta, finansal piyasalara ne kadar çok yatırımcı dahil edilirse, sistemin o kadar şeffaf olması beklenir. Ama öyle mi oldu?
Bist’in kurucuları arasında devlete yakın olan büyük oyuncuların yanı sıra, yerli ve yabancı büyük yatırımcılar da yer aldı. Bu, ne kadar “bağımsız” bir sistem kurulduğu konusunda ciddi bir soru işareti oluşturuyor. Borsa İstanbul’un devletle olan yakın ilişkisi, piyasanın halka ne kadar açık olduğu ve gerçekten demokratik olup olmadığı konusunda bir parantez açılmasını gerektiriyor.
Güçlü Yönler: Dünyanın Dikkatini Çekebilecek Bir Yapı
Bist, Türkiye’nin en büyük borsası ve pek çok büyük şirketin halka arzlarını yaptığı bir platform. Bu, genel olarak olumlu bir şey; çünkü ekonominin büyümesine katkı sağlıyor ve yatırımcılar için cazip fırsatlar sunuyor. Şirketler halka açıldığında, ekonomi daha fazla yatırım alır, büyür, çeşitlenir. Ve evet, aslında Bist de bunun sağlanmasında önemli bir aracıdır. Borsanın, bir ülkenin finansal entegrasyonunu sağlama noktasındaki rolü oldukça büyük.
Peki ya uluslararası ilişkiler? Burada da Bist, yurt dışındaki büyük yatırımcılarla bağlarını kuvvetlendiriyor. Borsa İstanbul, son yıllarda “globalleşme” adına ciddi adımlar attı. Uluslararası yatırımcılar açısından, Türkiye’ye yatırım yapmayı cazip hale getiren faktörlerden birinin Bist olması kaçınılmaz. Özellikle Asya ile Avrupa arasında köprü işlevi görebilmesi, bu borsanın uluslararası alandaki etkisini artırıyor.
Ancak, bir noktada durmak gerekir: Bu genişleme, sadece büyük sermaye gruplarına mı yarıyor, yoksa halkın gerçekten fayda sağladığı bir yapıya mı dönüşüyor? Gerçekten halkın piyasa içinde daha fazla söz hakkı olduğu bir ortam yaratılıyor mu?
Zayıf Yönler: Halktan Uzak Bir Sistem
Burada, Bist’in en ciddi sıkıntılarından birine geliyoruz: Şeffaflık ve erişilebilirlik. Türkiye’de, yatırım yapmaya hevesli olan ortalama bir bireyin Bist’e yatırım yapması ve başarılı olması o kadar da kolay değil. Bir yatırımcı olarak, bir Türk vatandaşının finansal piyasaları anlaması, en iyi ihtimalle birkaç yıl sürebilecek bir öğrenme süreci gerektiriyor. Bu da zaten yeterince büyük olan ekonomik uçurumu daha da derinleştiriyor. Ve sonuçta, finansal okuryazarlık seviyesinin düşük olduğu bir toplumda, halkın yatırım yapması bir hayalden öteye gitmiyor.
Bist’in büyük yatırımcılar ve finansal elitler tarafından şekillendirilmiş bir ortam haline gelmesi, küçük yatırımcıların arka planda kalmasına neden oluyor. Bu noktada, halkın Bist’e olan güveni sorgulanabilir. Çünkü, bir sisteme yatırım yapmaya çalışan bir kişinin, paranın gerçekten adil bir şekilde dağıldığından emin olması gerekir. Ancak bu konuda Bist’in şeffaflığı hakkında ciddi eleştiriler var.
Bist’in Geleceği: Elitler mi, Yoksa Halk mı Kazanacak?
Bist’in geleceğiyle ilgili en büyük soru işareti, gerçekten bir halka mı hitap edeceği yoksa sadece elit bir grup yatırımcıya mı hizmet edeceği meselesi. Türkiye’nin ekonomik yapısındaki bozulmalar göz önüne alındığında, borsanın yapısal reformlara gitmesi gerekebilir. Hatta belki de finansal piyasalarda daha fazla erişilebilirlik ve şeffaflık sağlanmalıdır. Türkiye’nin finansal sisteminin demokratikleşmesi gerektiği de bu noktada bir gereklilik haline geliyor. Aksi halde, Bist sadece birkaç elitin servetini büyütmeye yarayacak bir platform olmaktan öteye geçemez.
Peki ya halk? Yatırımcılar, gerçekten kazançlı çıkabiliyor mu? Yoksa bu sadece büyük şirketlerin ve kurumsal yatırımcıların daha da zenginleştiği bir alan mı? Şeffaflık ve erişim konusunda daha fazla reforma ihtiyaç duyulup duyulmadığını tartışmak önemli. Sonuçta, Bist bir kamu malı mı olmalı, yoksa sadece elitlerin finansal oyunları mı?
Bu sorulara yanıt bulmak, Bist’in geleceği hakkında daha fazla şey söyleyebilir. Ancak şu bir gerçek: Eğer Bist, halktan yana bir sistem yaratmayı başaramazsa, finansal okuryazarlıkla ilgili büyük bir devrim yapmadan, geleceği oldukça belirsiz olacaktır.