Güneş Işığı Bir Işın Mıdır? Bir Kayseri Sabahının İçimde Açtığı Yarık
O sabah Kayseri’nin soğuğu farklıydı. Bildiğim soğuklardan biri değildi. Hani insan üşür ama sadece beden değil, sanki içi de titrer ya… işte öyle bir sabahtı. Pencerenin kenarında durmuş, elimde yarısı soğumuş çayla dışarıyı izliyordum. Ve aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu: Güneş ışığı bir ışın mıdır?
Garip bir soru gibi duruyor, biliyorum. Ama bazı sorular vardır, cevabından çok insanın içinde açtığı boşlukla kalır. Benim için de öyle oldu. Çünkü o sabah sadece gökyüzüne bakmıyordum; kendi hayatıma bakıyordum aslında.
O Sabah: Işığın Odaya Girişi
Perdeyi tam açmadığım için güneş ışığı odaya kırık kırık giriyordu. İnce çizgiler halinde halının üstüne düşüyordu. Sanki biri camın arkasından bana dokunmaya çalışıyor ama tam ulaşamıyordu.
O an durup düşündüm.
“Güneş ışığı bir ışın mıdır?”
Bunu ilk kez ciddi ciddi soruyordum kendime. Çocukken okulda duymuştum bu kelimeleri. Işık, ışın, güneş… Hepsi birbirine karışmıştı zaten. Ama büyüyünce fark ettim ki bazı kelimeler sadece ders kitaplarında değil, insanın içinde de iz bırakıyormuş.
O sabah hissettiğim şey netti: Bir şeyleri kaçırıyorum.
Sanki hayat da pencere aralığından giren ışık gibi… tam gelmiyor, tam gitmiyor.
Çocukluğum ve Işığın İlk Anlamı
Kayseri’de büyüdüm. Kışları sert, yazları kurak bir şehirde. Çocukken güneş benim için sadece “dışarı çıkma izni” demekti.
Anneme sorardım:
“Bugün güneş var mı?”
Eğer “var” derse, dünyanın en büyük müjdesini almış gibi sevinirdim. Çünkü güneş varsa dışarı vardı, oyun vardı, özgürlük vardı.
O zamanlar “Güneş ışığı bir ışın mıdır?” gibi bir sorunun hiçbir anlamı yoktu. Güneş sadece mutluluktu.
Ama büyüdükçe o basitlik kayboluyor. Her şeyin anlamını sorgulamaya başlıyorsun. Ve bazen keşke hiç sormasaydım diyorsun.
Okul Günleri ve Öğrenmenin Tuhaf Yüzü
Bir gün fen dersinde öğretmen tahtaya bir çizgi çizdi. “Işın” dedi. Sonra güneşten çıkan çizgiler çizdi.
Ben o zaman anlamış gibi yapmıştım.
Ama aslında anlamamıştım.
Çünkü bana göre güneş ışığı bir “çizgi” değildi. Daha çok bir “hissetme” gibiydi. Yüzüne vurduğunda sıcaklık veren, gözünü kısmanı sağlayan bir şeydi.
O gün içimden şunu düşünmüştüm:
“Eğer bu bir ışınsa, neden bu kadar duygusu var?”
Çocuk aklı işte… ama bazen çocuk aklı en doğru soruları soruyor.
Yetişkinlik: Işığın Ağırlaştığı Günler
Şimdi 25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca her şey normal. Ama içimde sürekli konuşan bir sessizlik var.
İşler, sorumluluklar, yetişme telaşı… Hepsi bir şeyleri bastırıyor. Ama güneş yine aynı şekilde doğuyor.
Her sabah perdeden içeri giren o ışık, bana sanki aynı soruyu tekrar soruyor:
“Sen hâlâ burada mısın?”
Ve ben bazen cevap veremiyorum.
Çünkü insan büyüdükçe sadece zamanı değil, kendini de kaybediyor.
O yüzden o sabah pencere kenarında otururken, o soru tekrar geri geldi:
Güneş ışığı bir ışın mıdır?
Ama bu kez bilimsel bir merak değildi. Daha çok içsel bir sorguydu.
Işığın İçimdeki Karşılığı
O an fark ettim ki ben ışığı sadece fiziksel bir şey olarak görmüyorum.
Benim için ışık;
Bazı günlerin başlangıcı
Bazı insanların gelişi
Bazı hatıraların ısısı
demekti.
Ve belki de bu yüzden “ışın” kelimesi bana hep yetersiz geliyordu. Çünkü ışın düz gider. Ama hayat düz gitmiyor.
Benim hayatım ışın gibi değil.
Benim hayatım kırılıyor.
Bir Telefon Görüşmesi ve Kırılan Gün
O sabah tam o düşünceler içindeyken telefon çaldı. Arayan eski bir arkadaşımdı. Uzun zamandır konuşmadığımız biri.
Sesi biraz yorgundu.
“Burada güneş var ama içim hiç aydınlık değil,” dedi.
O cümle beni bir an durdurdu.
Camdan dışarı baktım. Güneş vardı. Her zamanki gibi parlaktı. Ama onun dediği şey farklıydı. Dışarıdaki ışıkla içindeki karanlık arasında bir bağ kuramıyordu.
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre sessiz kaldım.
Ve düşündüm:
Eğer güneş ışığı gerçekten bir ışınsa, neden herkesin içine aynı şekilde dokunmuyor?
İç Işık ve Dış Işık
Belki de mesele ışığın kendisi değil.
Belki mesele, onun bizde bıraktığı iz.
Bazı insanlar güneşi görünce umutlanır. Bazıları sadece gözünü kısar. Bazılarıysa hiçbir şey hissetmez.
Ben ise çoğu zaman karışıyorum.
Bir yanım “her şey geçecek” diyor, diğer yanım “hiçbir şey düzelmeyecek.”
Ve o iki sesin arasında kalan ben, sadece pencereden sızan ışığı izliyorum.
Yürüyüş: Kayseri Sokaklarında Işığın İzleri
O gün dışarı çıktım. Soğuk vardı ama güneş de vardı. O tuhaf Kayseri kış güneşi… ısıtmayan ama yine de varlığını hissettiren.
Sokakta yürürken insanların yüzlerine baktım. Kimse yukarı bakmıyordu.
Herkes bir yere yetişiyordu.
Ama güneş yukarıdaydı. Sabit. Sessiz. Sürekli.
Bir anda içimden şu soru geçti:
“Güneş ışığı bir ışın mıdır, yoksa sadece devam eden bir şey mi?”
Çünkü ışın dediğin şey başlar ve gider. Ama güneş… her gün geri geliyor.
Bu döngü bana hayatı hatırlattı. Bitmeyen, ama aynı zamanda yorucu bir döngü.
Bir Bank ve Düşünceler
Bir banka oturdum. Ellerimi cebime soktum. Gökyüzüne baktım.
Işık yüzüme vuruyordu. Gözlerimi kısıyordum ama kaçmıyordum.
O an fark ettim ki ışık bazen acıtır. Ama yine de ondan kaçmazsın.
Tıpkı bazı duygular gibi.
Bazı insanlar seni yakar ama yine de onlara bakmaya devam edersin.
Gece: Işığın Yokluğu ve Gerçeğin Sessizliği
Gece olduğunda her şey değişti.
Güneş gitti.
Işık yoktu.
Ama soru hâlâ oradaydı.
Odaya baktım. Karanlıkta her şey daha dürüst görünüyordu. Gün içinde kaçtığın düşünceler gece geri gelir ya… işte öyle bir şeydi.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım.
“Eğer güneş ışığı bir ışınsa, neden yokluğunda bu kadar eksik hissediyoruz?”
Cevap yoktu.
Ama belki de bazı soruların cevabı yazmak değil, hissetmekti.
Gece Işığının Yokluğu
Işık yokken insan kendine daha çok kalıyor. Ve bu kolay bir şey değil.
Çünkü insan bazen kendinden kaçmak için bile ışığa ihtiyaç duyar.
Ama o gece ışık yoktu.
Sadece ben vardım.
Ve içimde büyüyen o soru:
Güneş ışığı bir ışın mıdır?
Sabaha Yakın: Kabul Etmek
Sabaha karşı uyuyakalmışım. Pencere yarı açıktı. Soğuk içeri dolmuştu.
Ve güneş yeniden doğuyordu.
İlk ışık odaya girerken gözlerimi açtım.
Bu kez farklı bir şey hissettim.
Ne tamamen bilimsel bir cevap vardı aklımda, ne de net bir tanım.
Sadece bir his vardı:
Işık geliyor.
Ve bu yeterliydi.
Son Düşünce: Belki de Cevap Yok
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu düşünüyorum.
Belki de “Güneş ışığı bir ışın mıdır?” sorusunun tek bir cevabı yok.
Belki ışın, sadece fizik kitaplarında var.
Ama hayat… ışın gibi değil.
Hayat kırılıyor, dağılıyor, yeniden birleşiyor.
Ve güneş ışığı bazen bir çizgi değil, bir hatıra oluyor.
Yüzüne vurduğunda sadece ısı değil, geçmişini de hatırlatıyor.
Ben Kayseri’de, küçük bir odada bunu öğrendim.
Işığın ne olduğunu değil…
Onun insanı nasıl değiştirdiğini.